Boğaz akşamları başka bir ritimde akar. Güneş tamamen kaybolduğunda şehir susmaz; aksine, daha net bir hâl alır. Işıklar yanar, yansımalar belirginleşir, suyla şehir arasında sessiz bir diyalog başlar. Boğaz’da akşam, İstanbul’un en sakin ama en etkileyici anlarından biridir. Bu saatler aceleye gelmez.
Gün batımı her zaman konuşulur ama Boğaz’ın asıl karakteri, hava karardıktan sonra ortaya çıkar. Gökyüzü koyulaştıkça şehir ışıkları sahneye çıkar; sarı, beyaz ve mavi tonlar suyun üzerinde uzar, çoğalır, yer değiştirir. Bu anlar fotoğraf çekmekten çok izlemek içindir. Durmak, bakmak ve sessiz kalmak yeterlidir.
Boğaz hattında akşam yürüyüşü, gündüzden çok daha hafiftir. Kalabalıklar dağılmıştır, adımlar yavaşlar, konuşmalar azalır. Ortaköy’den Bebek’e, Beşiktaş’tan Arnavutköy’e uzanan hatlarda ışıklar sürekli değişir. Bir köprü altından geçerken başka, bir iskelede dururken bambaşka görünür. Yürüyüş, burada bir amaç değil; bir eşliktir.
Akşam saatlerinde İstanbul sertliğini bırakır. Binalar keskinliğini kaybeder, siluetler yuvarlanır, şehir daha sakin bir yüz gösterir. Boğaz’ın en güzel tarafı da budur: Şehri olduğundan daha yumuşak hissettirmesi. Işıklar, mimariyi ön plana çıkarmaz; atmosferi öne alır.
Boğaz akşamları uzun planlar istemez. Bir bank, boş bir iskele ya da sahilde kısa bir durak yeterlidir. Yanınıza bir sıcak içecek almak, birkaç dakika telefonla ilgilenmemek, suyun ritmini dinlemek… Bunlar büyük kaçışlar değildir ama etkileri uzun sürer.
Boğaz akşamları fotojeniktir ama kendini zorla göstermez. En iyi kareler genellikle plansız olanlardır.
•Uzayan ışık yansımaları
•Hareket hâlindeki vapurlar
•Hafif sisli bir hava
•Kıyıya vuran yumuşak dalgalar
Aşırı ayara gerek yok. Işık zaten işini yapar.
Gece ilerledikçe Boğaz daha da sakinleşir. Sesler azalır, ışıklar sabitlenir, şehir bir süreliğine dengede kalır. Bu saatler, günü kapatmak için idealdir.
Geriye dönüp bakmak ya da yarını düşünmek gerekmez. Sadece an yeterlidir.
Çünkü İstanbul’un en dürüst hâllerinden biridir. Ne kalabalık için oynar, ne gösteriş yapar. Işıklar dans eder ama bağırmaz. Şehir kendini olduğu gibi bırakır. Ve bazen İstanbul’u sevmek için,
Boğaz’da bir akşamı sessizce izlemek yeterlidir.